9 Ocak 2015 Cuma

Bir ilüzyon hakim


“Bir ilüzyon hakim, bir ilüzyon ki gerçekten daha gerçekçi, hissedilenden daha hisli, mutlak doğrudan daha doğru gösteren bir ilüzyon. Bu satırları yazarken bile etkisini gösteren bir ilüzyon. Sonuç olarak bir ilüzyon ve temel kuralı böyle bir ilüzyon olmadığını göstermek. Peki nedir bu ilüzyon? Cevap tandık bir yerden: BİZ. Evet bizleriz bu ilüzyon’u yaşayan. Peki nasıl? Aslında hep yani evet hep. Neyse kafanız karıştığına göre biraz daha açık konuşayım, kafanızı karıştırdım çünkü nedir bu ilüzyon demek için beyninizin gündelik çalışma performansından farklı bir şeye ihtiyacım var. Bu değerli hayatınızı üzerine inşa ettiğiniz tabuların yıkılmasına ihtiyacım var, bunun içinde; beynimizin içinde inşa ettiğimiz ilüzyon evden dışarı çıkıp bu binayı yıkmamıza ihtiyacım var, aslında içerden de yıkabiliriz ama enkaz altında kalmamızı engelleyecek yeteneklere henüz sahip değiliz. Buradan sahip olabiliriz ya da donanım olarak böyle bir yeteneğe sahip olmadığımız sonucu çıkar, bunun cevabını ilerde kendiniz vereceksiniz. Neyse amacımıza dönelim, öncelikli amacımız bu evden çıkmak. Daha öncelikli amacımız bulunduğumuz odadan çıkmak, çok daha öncelikli amacımız ayağa kalkmak. İşte kritik nokta; AYAĞA KALKMAK. Günümüzde ayağa kalkmış insanlar var, ama çok çok azınlıktalar. Dolayısıyla bu kişilere rastlayamıyoruz, rastlasakta ilüzyon daha tatlı geliyor. Çok sandığımız ama en nihayetinde hiçbir boka yaramayan çabalarımıza sığınıyor, mutluyum ben huzurluyum ben diyerek ayağa kalkıyoruz. Ama ne için? Kapıyı kilitlemek için. Evet her bir mutluluktan yediğin güzel bir yemeğe kadar, bu saydıklarımın hepsiyle odanızın kapısına bir asma kilit takıyorsunuz farkında olmadan, iyi bir şey yaptığını sanarak. Çoğunuzun hayattaki amacı mutluluk huzur güzellik beğenmek beğenilmek, ailemizin ve toplumun tembihleriyle beynimiz bu amaca itaat etmeye başlıyor, işte bu bir TABU. Tabuların yıkılmasından bahsederken bundan bahsediyordum, evet biliyorum hepiniz bu tabuların içindesiniz. Ayağa kalkma’nın birinci amacı bu TABU’yu yıkmak olacak. Bu yazıyı okuyan her kimsen artık bu yüzyıllardan beri insan beynini hipnotize eden  TABU’yu yıkmanın zamanı geldi. Birbiri için yaşayan, birbirine gösteriş için yaşayan, sonucunda birbirine yaranmaya çalışılan, biri bir şey yapıyor diye yapan, birileri bir şey yapıyor diye yapan, düşünmeyen sorgulamayan, düşünüp sorguladığını sanan; aslında tek yaptığı içinde bulunduğu ilüzyonu çözmek değil de ona farklı açılardan bakmak olan insanların hakimiyetindeki bu yüzyılda  bu TABU’yu yıkmak içinde yaşanılan ilüzyon’da imkansızlığa yakın bir şeye tekabül ediyor bir çoğumuz için. “
 dedi ve etrafındaki  şaşkın bakışların yan masadaki alkolün etkisiyle kızarmış ve solgun gözlerin ağırlığı altında daha fazla kalamadan ayağa kalktı, kulağına; eski bir televizyondan hava soğuk sıkı giyinin diyen kadından başka kimsenin sesi gelmiyordu. Evet; kendisine bir soru sorulmamıştı; zaten bu hissiz beyinlerin anlatılanlardan bir anlam çıkaramadığını da bilircesine çıkışa yöneldi. Köhne bir bardı burası, avrupa’nın rönesansının pek de uğramadığı bir bar. Toplumda değişimin işçi sınıfından başlayacağını umarak lümpen kesime hitap eden köhne bir bardan bugün 3.kez kendisini döven bakışlar eşliğinde ayrılıyordu.

 Hava suratını yakacak derecede soğuktu ama hafif bir tebessümle ‘neyse bari kadın haklıymış, bugün ilk defa birileri haklı çıktı’ dedi.  Gelen ilk taksiye kaldığı evin adresini iki kere tekrarlarken buldu kendisini, bu İsveçlilerin de telafuzu ne kadar garip diye mırıldanarak sisin içinde kayboldu... 
“1 aydır buradayım çok insan gördüm ama canlısına rastlamadım” yazdı günlüğünün son cümlesine ve yan dairede yatağa işkence edercesine sevişen çiftin gürültüsü eşliğinde uykuya daldı…

Bugün büyük gündü, aslında burada bulunmasının tek sebebi de buydu. Her ne kadar mantığı bunu kabul etmeyip tek derdinin kahvaltılık için üç blok öteden aldığı peksimete benzeyen çıtır ekmeğin eve geldiğinde soğumuş olduğunu söylese de.. . Duşunu aldı, ayna karşısında “bugün erdemin yanına koyulacak herhangi bir değer seni felakete sürükler” dedi ve odaya son bir kez bakarak evden ayrıldı…

Bütün bu telaşın sebebi bir dişiydi, evet bu adamın mantığına aykırı taraf buydu.
İrlanda’da eğitim aldığı sürede yine bir gün “bir ilüzyon hakim..” diye girizgahını yaptığı konuşmadan  ilk defa etkilenen birini görmüştü, masanın en uzak ucunda duran ve yüzü baştan aşağı altın orana sahip gibi duran yeşil gözlü sarışın bir iskandinav kız! Evet bu bir dişiydi!.. Aynı frekanstan konuştuğu belki de tek insandı, böyle birinin özel olması gerektiğini söylüyordu o zaman bu dişi özel olmalıydı, özel olgulara her zaman ilgisi vardı lakin 24 yaşındaydı ve bir dişiye duyulacak ilginin sahip olduğu mental keskinliği sekteye uğratacağını düşünüyordu…  Tamamlayıcı mı parçalayıcı mı çıkmazında düşünürken kendini isveç’te bulmuştu, kendisini burada  insanlara hakikatı anlatmak için bulunduğu yalanına inandırmış sanki başka ülke kalmamış gibi burayı seçmişti… 

Buluşma yerine erkenden gelmişti, soğuk havanın da etkisiyle bekleme süresinde kafasının içi akşam saatlerindeki pazar yeri gibiydi, her bölgesine kaos hakim, her bölgesinde birbirine üstünlük savaşı vardı, kendi kurduğu tabuları kendi eliyle mi yıkıyordu.. günümüzün sorunu olarak nitelendirdiği bir dişiye içten içe hayranlık mı duyuyordu bütün bu olayların ortasında... STOCKHOLM’DE STOCKHOLM SENDROMUNA yakalanmıştı.  Beyni patlayacak gibiydi, mantığının somut ve soyut kıvrımları arasındaki elektrik miktarının bir şehrin şebekesine eş değer olduğunu düşünmeye başladığı o anda omzunda narin bir el hisetti ve…

Elektrik süpürgesinin sesiyle uyanmıştı... bir yandan kulaklarına giren dalgalar beyninde “kahvaltı hazır” şeklinde yansıdı. Hayır! bu bir rüyaydı! Rüyası gerçekti! Gerçeğe dönmeliydi! Hiçbir şey umrunda değildi artık! tekrar uyumaya çalıştı tekrar, tekrar, tekrar… olmuyordu!!..  o an rüyayı sürdürmek için her şeyini vermeye hazırdı ama nafile! Zaten ne zaman rüyalar devam etmişti ki!

Yatakta doğruldu ve usulca ağzından kelimeler döküldü “artık bir ilüzyon hakim değil”…



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder