11 Ocak 2015 Pazar

Odak Operasyonu (Moket) ve USS Liberty

    Orta Doğu'da gerilim her zamanki gibi yüksekti. İsrail tüm medya gücünü kullanarak Avrupa ve Amerika'da "arapların İsrail'i yok edeceği" algısını yarattı.Arap devletleri de birlik olmuştu.Mısır Süveyş kanalının kendi iç sularında bulunduğunu ileri sürüyordu.Bu durum İsrail'in Kızıldeniz'deki tek liman şehri olan Eilat'a İsrail ticaret gemilerinin ve diğer gemilerin gelmesini zorlaştırıyordu.Yada İsrail böyle düşünülmesini istiyordu.Ortadoğu'da yine savaş çanları çalmaya başladı. Mısır hava kuvvetleri sayıca İsrail hava kuvvetlerinden fazlaydı. Ayrıca Ürdün ve Suriye de bir çatışma durumunda İsrail'e karşı savaşa hazırdı ve diğer Arap ülkeleri (Tunus, Fas, Cezayir, Suudi Arabistan, Irak, Libya) de silah desteği yapıyordu.
     İsrail, Mısır'ın sahip olduğu rus yapımı MIC21 jetleri hakkında bilgi toplamak amacıyla Iraklı bir pilota 1 milyon dolar verdi. Iraklı pilot Mısır'dan bir MIC21 savaş uçağını kolayca çalarak İsrail'e kaçırdı. Mısır'ın ne kadar geri kaldığı bu olayla belli oluyordu. Kullandıkları teknoloji artık çok eskiydi ve 10 yıldır tek bir askeri tatbikat yapılmamıştı. Ayrıca Mısır kara ordusunun yarısı Yemendeydi. Yemende radikallere yardım eden Mısır ekonomik olarak da zor durumdaydı. Mısırda hava savunma sistemi yoktu ve Mısır jetleri pistlerde park halinde duruyordu.Iraklı pilotun kaçması zor olmadı. Bunun sayesinde İsrail MIC21'in güçlü ve zayıf yanlarını öğrendi ve pilotlarına aylarca tatbikat yaptırdı. Bu olaydan sonra Mısır mareşali Abdulhakim Amir Sina çölünde İsrail sınırına 130.000 asker yığdı. 
     Bu aslında İsrail'in beklediği andı Yine medyasını kullanarak yok edilmek üzere olduğunu kamuoyuna ve tüm dünyaya lanse etti. Yeni bir operasyon için ortamı hazırlayan İsrailliler Arapların sayıca üstün olduklarını bildikleri için aniden saldırmaya karar verdiler. Mısır jetlerini daha pistten kalkmadan yok etmek için hızlı bir şekilde saldırmak akıllıca idi. Mısır olası bir İsrail saldırısını doğusundan yani Sina çölünden bekliyordu. 5 Haziran 1967'de İsrail'in 200 jeti (hava gücünün neredeyse tamamı) ilk önce kuzeye sonra batıya doğru uçuşa geçti. İsrail bunu hedef şaşırtmak için yaptı ve Mısıra kuzeyden saldırdı. Mısır uçakları havalanamadan yok edildi.Bir gün içerisinde belirlenen 11 Mısır hava üssü yok edildi. İsrail jetleri plana dahil olmayan ve menzil dışındaki bazı üsleri bile imha etmeyi başardı. Mısır bir gün içerisinde 304 jetini kaybetti. Ne olduğunu anlayamayan Mısırlılar şaşkın haldeydi.Ertesi gün İsrail kara birlikleri hava gücünden mahrum mısır kara kuvvetlerine karşı saldırıya geçti.Mısır kuvvetleri çok kayıp veriyordu. Mareşal Abdulhakim Amir Mısır birliklerine Süveyş Kanalının batısına çekilme emri verdi.Bu hem büyük bir stratejik hata hem de Amir'in şöhretinin sonu oldu. İsrail 1 günde tüm Sina yarımadasını eline geçirdi.
   Ertesi gün Ürdün ve Suriye de İsrail'e savaş açtığını duyurdu. İsrail 1 gün içerisinde Ürdün hava kuvvetlerinin tüm jetlerini ve bombardıman uçaklarının yüzde seksenini yok etti. Akabinde Kudüs ve Batı Şeria'yı eline geçiren İsrail Ürdün'deki hava üslerini de bombaladı.


 Garip Bir Olay USS Liberty


   Akdeniz'de tatbikat yapan Amerikan 6. Filosuna bağlı USS Liberty adlı son teknoloji casus gemisi Ortadoğu'daki Arap devletlerine karşı bilgi toplamak için uluslararası sularda görev yapıyordu.Bu gemi casus gemisi olduğu için ağır silahlara sahip değildir. Sadece 5 adet korsanlara karşı kullanılan makineli tüfek mevcuttur.7 Haziran sabahı bölgeye intikal eden Liberty'nin üzerinde İsrail keşif uçakları daireler çizmeye başladı.İsrail Amerika'nın müttefiki olduğu için gemi personeli uçakları önemsemedi.Sonrasında Liberty aniden İsrail avcı jetleri tarafından vurulmaya başlandı.Ne olduğunu anlayamayan mürettebat 6. Filoya yardım sinyali gönderdi fakat İsrail geminin sinyal gönderme kodlarını bozuyor ve sinyal göndermesine izin vermiyordu.(Bu uluslararası hukuka aykırı bir durumdur.) Daha sonra  İsrail hücum botları geminin can kurtaran filikalarını vurdu ve zırh delici mermilerle gemiyi ve iletişim kablolarını tahrip etti. Bir İsrail torpidosu gövdenin yanında kocaman bir delik açtı. Güvertede bir Napalm füzesi patladı. O anda gemide 25 kişi öldü 140 kişi ise yaralandı. Geminin köprü üstünden kanlar akıyordu.İsrail bir Amerikan casus gemisini bilerek vurdu.(bu daha sonra telsiz konuşmalarından da anlaşılıyor).Ertesi gün 6. filo 10 derece eğimli halde olan Liberty'e ulaştı. İsrail bunun büyük bir hata olduğunu geminin yanlışlıkla vurulduğunu ileri sürdü. Amerika'daki yahudi lobisini kullanan İsrail bu olayın üstünü örtmeyi başardı. Gemi ile ilgili Amerikan ve dünya basınında hiçbir bilgi yoktu. Herkes Vietnam savaşına odaklanmıştı. Amerikan hükümeti de seçimlerde yüklü miktarda bağış yapan yahudileri kızdırmak istemiyordu ve olay görmezden geliniyordu. Liberty 6 hafta Malta'da kuru havuzda bakımdan geçti. Mermi delikleri kapatıldı. Gövdedeki 11 metreye 7 metrelik büyük torpido yarığı onarıldı.Cesetler ve teçhizatlar yakılarak Amerika'ya gönderildi. Ailelerin ve kurtulanların bu konudan bahsetmemesi için NSA baskı yaptı.Böylece İsrail zarar görmeden bu olaydan kurtuldu.
   İsrail'in bunu yapmasının sebebi olay günü başlattığı stratejik önemi büyük olan ve İsrail şehirlerine hakim noktadaki Golan Tepeleri'ne saldırısının Amerika tarafından öğrenilmemesiydi. BM'nin ateşkes antlaşmasına rağmen İsrail Golan tepelerini işgal etti. 
   10 Haziran 1967'de 6 Gün Savaşları olarak tarihe geçen bu olaylar sona erdi.6 gün içerisinde İsrail toprakları üç katına çıktı. İsrail stratejik öneme sahip Sina ve Golan Tepelerini ve kutsal kabul edilen Kudüs, Batı Şeria'yı ele geçirdi.Artık tehlikede olan İsrailliler değil Araplar oldu. Bugün de devam eden sorunlar başladı.

   

9 Ocak 2015 Cuma

Cezbedici Korku

    Korkmak insanoğlunun özünde olan bir duygudur. Kimi  insan başına gelebilecek kötü bir şeyden korkar kimi insan patronundan,  kimisi anne ve babasından, kimisi ruhani olaylardan kimisi de korkmaktan korkar. Peki  insan doğduğunda içgüdüsel olarak bulunan bu duygu insana yarar sağlar mı? Çoğu durumda sağlar. Korkmak insanı korktuğu şey karşısında tedbir almaya yöneltir ve o korktuğu olay başına geldiğinde birey bundan daha az etkilenmiş olur. Bazıları ise bu durumda  tam tersini yapar. Korktuğu şeylerin üzerine gider ve korkusunu yenmeye çalışır. Bu seçenek işe yarayacağı gibi ölümcül sonuçlar da doğurabilir. Özellikle paranormal korkularda.
    Bazı insanlar paranormal olaylara inanmaz veya daha başına bir olay gelmemiştir ya da korktukları için üstüne düşmezler. Bu insanlar bir bakıma daha bu korku durumuna kapılmadan tedbir almıştır aslında. Bazı insanlar ise bu paranormal olaylardan korkarlar fakat aslında korkmak hoşlarına gitmektedir ve korkularının üstüne giderler. Her insan internetten cin çıkarma videosu veya doğaüstü bir video izlemiştir. Belki de çoğu insanın hoşuna gider korkmak. Belirli bir kısım bu işi daha da ileri götürür ve göremediğimiz hissedemediğimiz ama var olduğuna inandığımız varlıklarla iletişime geçmeye çalışırlar. Korkusu artar ve korkmak hoşuna gittiği için daha fazla korkmak ister. Büyüler, muskalar, vodooculuk oynamalar derken yavaş yavaş onların içine girerler. Bir süre sonra olaylar o kadar kötüleşir ki artık bu duruma bir son bulmak isterler fakat uğraştıkları şeyler artık onları bırakmaz ve her daim onlarla olurlar.
    İşte tam da bu insanların başına gelenleri  yazacağım. Hikayelerin çoğu anonim olacak bazılarını ise başından paranormal olaylar geçen insanlarla konuştuktan sonra yazacağım. Bu hikayelerin çoğunun doğruluk payı yoktur. İçlerinden çok azını insanlar gerçekten yaşamıştır. Fakat yine de korkmaktan hoşlananlar korku ihtiyaçlarını bizi takip ederek güvenli yoldan giderebilirler.

Bir ilüzyon hakim


“Bir ilüzyon hakim, bir ilüzyon ki gerçekten daha gerçekçi, hissedilenden daha hisli, mutlak doğrudan daha doğru gösteren bir ilüzyon. Bu satırları yazarken bile etkisini gösteren bir ilüzyon. Sonuç olarak bir ilüzyon ve temel kuralı böyle bir ilüzyon olmadığını göstermek. Peki nedir bu ilüzyon? Cevap tandık bir yerden: BİZ. Evet bizleriz bu ilüzyon’u yaşayan. Peki nasıl? Aslında hep yani evet hep. Neyse kafanız karıştığına göre biraz daha açık konuşayım, kafanızı karıştırdım çünkü nedir bu ilüzyon demek için beyninizin gündelik çalışma performansından farklı bir şeye ihtiyacım var. Bu değerli hayatınızı üzerine inşa ettiğiniz tabuların yıkılmasına ihtiyacım var, bunun içinde; beynimizin içinde inşa ettiğimiz ilüzyon evden dışarı çıkıp bu binayı yıkmamıza ihtiyacım var, aslında içerden de yıkabiliriz ama enkaz altında kalmamızı engelleyecek yeteneklere henüz sahip değiliz. Buradan sahip olabiliriz ya da donanım olarak böyle bir yeteneğe sahip olmadığımız sonucu çıkar, bunun cevabını ilerde kendiniz vereceksiniz. Neyse amacımıza dönelim, öncelikli amacımız bu evden çıkmak. Daha öncelikli amacımız bulunduğumuz odadan çıkmak, çok daha öncelikli amacımız ayağa kalkmak. İşte kritik nokta; AYAĞA KALKMAK. Günümüzde ayağa kalkmış insanlar var, ama çok çok azınlıktalar. Dolayısıyla bu kişilere rastlayamıyoruz, rastlasakta ilüzyon daha tatlı geliyor. Çok sandığımız ama en nihayetinde hiçbir boka yaramayan çabalarımıza sığınıyor, mutluyum ben huzurluyum ben diyerek ayağa kalkıyoruz. Ama ne için? Kapıyı kilitlemek için. Evet her bir mutluluktan yediğin güzel bir yemeğe kadar, bu saydıklarımın hepsiyle odanızın kapısına bir asma kilit takıyorsunuz farkında olmadan, iyi bir şey yaptığını sanarak. Çoğunuzun hayattaki amacı mutluluk huzur güzellik beğenmek beğenilmek, ailemizin ve toplumun tembihleriyle beynimiz bu amaca itaat etmeye başlıyor, işte bu bir TABU. Tabuların yıkılmasından bahsederken bundan bahsediyordum, evet biliyorum hepiniz bu tabuların içindesiniz. Ayağa kalkma’nın birinci amacı bu TABU’yu yıkmak olacak. Bu yazıyı okuyan her kimsen artık bu yüzyıllardan beri insan beynini hipnotize eden  TABU’yu yıkmanın zamanı geldi. Birbiri için yaşayan, birbirine gösteriş için yaşayan, sonucunda birbirine yaranmaya çalışılan, biri bir şey yapıyor diye yapan, birileri bir şey yapıyor diye yapan, düşünmeyen sorgulamayan, düşünüp sorguladığını sanan; aslında tek yaptığı içinde bulunduğu ilüzyonu çözmek değil de ona farklı açılardan bakmak olan insanların hakimiyetindeki bu yüzyılda  bu TABU’yu yıkmak içinde yaşanılan ilüzyon’da imkansızlığa yakın bir şeye tekabül ediyor bir çoğumuz için. “
 dedi ve etrafındaki  şaşkın bakışların yan masadaki alkolün etkisiyle kızarmış ve solgun gözlerin ağırlığı altında daha fazla kalamadan ayağa kalktı, kulağına; eski bir televizyondan hava soğuk sıkı giyinin diyen kadından başka kimsenin sesi gelmiyordu. Evet; kendisine bir soru sorulmamıştı; zaten bu hissiz beyinlerin anlatılanlardan bir anlam çıkaramadığını da bilircesine çıkışa yöneldi. Köhne bir bardı burası, avrupa’nın rönesansının pek de uğramadığı bir bar. Toplumda değişimin işçi sınıfından başlayacağını umarak lümpen kesime hitap eden köhne bir bardan bugün 3.kez kendisini döven bakışlar eşliğinde ayrılıyordu.

 Hava suratını yakacak derecede soğuktu ama hafif bir tebessümle ‘neyse bari kadın haklıymış, bugün ilk defa birileri haklı çıktı’ dedi.  Gelen ilk taksiye kaldığı evin adresini iki kere tekrarlarken buldu kendisini, bu İsveçlilerin de telafuzu ne kadar garip diye mırıldanarak sisin içinde kayboldu... 
“1 aydır buradayım çok insan gördüm ama canlısına rastlamadım” yazdı günlüğünün son cümlesine ve yan dairede yatağa işkence edercesine sevişen çiftin gürültüsü eşliğinde uykuya daldı…

Bugün büyük gündü, aslında burada bulunmasının tek sebebi de buydu. Her ne kadar mantığı bunu kabul etmeyip tek derdinin kahvaltılık için üç blok öteden aldığı peksimete benzeyen çıtır ekmeğin eve geldiğinde soğumuş olduğunu söylese de.. . Duşunu aldı, ayna karşısında “bugün erdemin yanına koyulacak herhangi bir değer seni felakete sürükler” dedi ve odaya son bir kez bakarak evden ayrıldı…

Bütün bu telaşın sebebi bir dişiydi, evet bu adamın mantığına aykırı taraf buydu.
İrlanda’da eğitim aldığı sürede yine bir gün “bir ilüzyon hakim..” diye girizgahını yaptığı konuşmadan  ilk defa etkilenen birini görmüştü, masanın en uzak ucunda duran ve yüzü baştan aşağı altın orana sahip gibi duran yeşil gözlü sarışın bir iskandinav kız! Evet bu bir dişiydi!.. Aynı frekanstan konuştuğu belki de tek insandı, böyle birinin özel olması gerektiğini söylüyordu o zaman bu dişi özel olmalıydı, özel olgulara her zaman ilgisi vardı lakin 24 yaşındaydı ve bir dişiye duyulacak ilginin sahip olduğu mental keskinliği sekteye uğratacağını düşünüyordu…  Tamamlayıcı mı parçalayıcı mı çıkmazında düşünürken kendini isveç’te bulmuştu, kendisini burada  insanlara hakikatı anlatmak için bulunduğu yalanına inandırmış sanki başka ülke kalmamış gibi burayı seçmişti… 

Buluşma yerine erkenden gelmişti, soğuk havanın da etkisiyle bekleme süresinde kafasının içi akşam saatlerindeki pazar yeri gibiydi, her bölgesine kaos hakim, her bölgesinde birbirine üstünlük savaşı vardı, kendi kurduğu tabuları kendi eliyle mi yıkıyordu.. günümüzün sorunu olarak nitelendirdiği bir dişiye içten içe hayranlık mı duyuyordu bütün bu olayların ortasında... STOCKHOLM’DE STOCKHOLM SENDROMUNA yakalanmıştı.  Beyni patlayacak gibiydi, mantığının somut ve soyut kıvrımları arasındaki elektrik miktarının bir şehrin şebekesine eş değer olduğunu düşünmeye başladığı o anda omzunda narin bir el hisetti ve…

Elektrik süpürgesinin sesiyle uyanmıştı... bir yandan kulaklarına giren dalgalar beyninde “kahvaltı hazır” şeklinde yansıdı. Hayır! bu bir rüyaydı! Rüyası gerçekti! Gerçeğe dönmeliydi! Hiçbir şey umrunda değildi artık! tekrar uyumaya çalıştı tekrar, tekrar, tekrar… olmuyordu!!..  o an rüyayı sürdürmek için her şeyini vermeye hazırdı ama nafile! Zaten ne zaman rüyalar devam etmişti ki!

Yatakta doğruldu ve usulca ağzından kelimeler döküldü “artık bir ilüzyon hakim değil”…



8 Ocak 2015 Perşembe

Charlie Hebdo

Katliammış, yani birilerine göre. Başka birilerine göre eden bulurmuş, ve en sevdiğim grup “karşılaştırmacılar” a göre Suriye’de öldürülen çocukların yanında esamesi bile okunmazmış.
Bana göreyse gündelik bir olay, ne katliam ne eden bulur ne de başka bir şey. Terörizmi milyarların her şeyinden çok sevdiği yırtık hırkalı bir önder üzerinden yapan bir grup ile, terörizmini silahlarla  yapan başka bir grup. 7 ocak 2015 tarihinde karşı karşıya geliyorlar ve domino taşları harekete geçiyor…

Öncelikle orta doğu’da batı ekseninde hareket eden, yanı başında ki katliamlara kulağını tıkayan, çıkardığı petrollerle paşalar gibi yaşayan bencil Arap ülkeleri. Diğer tarafta hepinizin bildiği gibi yüzyıllardır demokrasi getirme merkezi haline gelen ülkeler ve değerli yalnız…

Öncelikle;  Kaddafi’nin devrilmesinden sonra petrol şirketi Total’ı doyurmak için Libya petrollerine göz diken Fransa.  Akabinde  Abd ve Rusya arasındaki ekonomik kriz ve gerilen ilişkiler. Ab ve Rusya arasındaki ambargolar ve, yeni sömürgeler  yeni enerji politikaları peşinde koşan Fransa..

Dipnot: Rusya’nın enerji politikalarına verdiği destekle bilinen Total şirketi ceo’sunun Rusya’dan Paris’e dönüşte uçağı havalanmak üzereyken pistte kar temizleme makinesine çarpması gibi acayip bir sebep sonucu ölmesi

Resmi çizdiğimize göre uzaklaşıp büyük resme bakabiliriz. Tabi ki sadece Charlie Hebdo’ya yapılan saldırılar bu yazacaklarımın başlıca sebebi değil ama yazılanlar eşliğinde söyleyebiliriz ki; bu saldırı beklenenin aksine Fransa’da islamafobi falan ortaya çıkarmayacak, daha doğrusu var olan islamafobi’yi arttırmayacak diyelim. Hatta Fransız yetkililerin demeçlerinde İslam’ı öven açıklamalara dahi rastlayabiliriz önümüzdeki günlerde.

İşin özü; Türklerin Fransa’ya girişi çok daha zorlaşacak ama bunları Araplar için söyleyemeyiz. Bu saldırıyı radikal İslam gruplarının üzerine yığıp zaten Arap ülkelerinin de terörist saydığı olgular üzerinde aynı paralelde daha sıkı hareket eden bir Fransa üstüne üstlük Arapların tasvip etmediği karikatürleri yayımlayan bir derginin kapatılması.. baya karlı bir iş değil mi?

Bu düzen içindeki devamlılığın getirisi de; orta doğu ve Afrika’da çatırdayan ülkeleri daha rahat soyacak, orta doğu ülkelerinin hoş geldiniyle dahi karşılanabilecek bir Fransa..